Diziler

Daredevil | 3. Sezon İncelemesi

“Bana dönüşmekten sadece bir kötü gün kadar uzaktasın.”

Frank’in ikinci sezonda Matt’e söylediği bu cümle kafamda yankılanırken üçüncü sezona başladım. Bu cümlenin ilerde bir bölümde Matt’in Fisk’i öldürmesine sebep olacağına emindim. Özellikle sezon başında Matt’in melankoli hallerini göz önüne aldığımda bunun olması kaçınılmaz gelmişti bana. Sonunda çok sevdiği ama inancını günden güne kaybettiği hukuktan vazgeçip elini kana bulaması gerekecekti Fisk’i devirmek için. Çünkü bildiğimiz gibi Fisk her zaman en kirli şekilde oynayacaktı kozlarını birer birer. Yine ikinci sezonda Frank ile hapishanede yaptığı görüşmede bunu açıkça belli etmişti zaten. “Buradan çıktığımda katılacağım bir savaş olmayacak. Savaşı kazanmış olarak çıkacağım.” Öyle de oldu. Ama önce baştan başlayalım…

Üçüncü sezon, The Defenders’daki olaylardan sonra başlıyor. Matt, Elektra’yla(The Defenders’da ölümden dönmüştü) birlikte bir binanın altında kalıyor ve enkazdan ancak kendisi de bir enkaz olarak kurtulabiliyor. Daha sonra Peder Lantom’un yardımıyla kiliseye sığınıyor ve rahibeler tarafından iyileştiriliyor bir süre. Bu sahnelerin trajiklik seviyesinin biraz abartı olduğunu düşünüyorum. Tamam hem fiziksel hem de psikolojik olarak zarar görmüş bir Matt var karşımızda ama gerçekten bu kadar ajitasyona gerek var mıydı? Matt Murdock kimliğinden vazgeçmeler, haydutlara sopasını ikram edip ölümü beklemeler falan. Bu durum üç dört bölüm devam ediyor maalesef. Neyse ki Foggy ile Karen’ın başına gelenler ve Fisk’in hapisten çıkmasıyla yaşananlar, güzel sinematik sahnelerle birleşince o bölümler de izlenebilir olmuş. Özellikle dördüncü bölümdeki dövüş sahnesi dizinin genelindeki en başarılı dövüş sahnesiydi bence. Hapishanede Matt’in Arnavutlarla dövüştüğü o sahne tam 11 dakikaydı ve tam bir şaheserdi. Bu olay ve aynı bölümün sonunda taksiyle denize uçması Matt’i o melankoli halinden kurtarıp yeniden bir süper kahramana dönüştürmüş, Fisk’in karşısına çıkabilmesi için gereken gücü yerine getirmişti. Ayrıca eski kostümüne dönmüş olması da beni çok sevindirdi. Çünkü o kostümün daha samimi olduğunu ve daha iyi hatta doğal göründüğünü düşünüyorum. Üstelik bu kostüme dönmesini çok mantıklı ve güzel bir yolla açıklamışlar.

Sezonun bir diğer eksisi de Frank’in adının bile geçmemiş olması. Önceki sezonda Fisk hapisten çıktığında Frank’in onun peşine düşeceği izlenimi açık açık verilmişti ki yanına büyük bir güç olan FBI’ı katınca Matt’in Fisk karşısındaki şansı çok azdı. Punisher bu konuda ona yardımcı olabilirdi. Bunun gerçekleşmemesinin sebebi Punisher’ın Matt’i gölgede bırakabileceği olabilir tabii. Yine de en azından kısa bir açıklamayla Frank’in Hell’s Kitchen’dan yok olma sebebi geçiştirilebilirdi.

Bütün bunlar yaşanırken bir yandan da Nadeem ve Poindexter adlı iki özel FBI ajanını da yavaş yavaş tanıyorduk. Nadeem’in maddi sorunları o kadar gözümüze sokuldu ki onu Fisk’in safhasına geçirmek için zemin hazırlandığını düşündüm. İlerleyen bölümlerde bu maddi sorunların sebebinin Fisk olduğunu öğrendik. Sonra Ben Poindexter’ın adını duyunca ne kadar heyecanlandığımı tahmin bile edemezsiniz. Çünkü Poindexter, çizgi romanlardan tanıdığım ve gelecek sezon veya sezonlarda Bullseye adlı süper kötüye dönüşecek kişinin ta kendisiydi. Onun Daredevil kostümünü giyerek Fisk’in tarafına geçişini çok başarılı bir şekilde anlattılar. Çocukken sırf hırsı yüzünden işlediği cinayet, sığındığı tek insan olan psikoloğunu kaybetmesi, sosyal sorunları… Daredevil’in karşısına Fisk’ten sonra çıkabilecek en iyi düşmanın aşama aşama sunumunu çok beğendim. Ben aslında kötü bir insan değildi hatta uzun bir süre Fisk’e karşı çıkıp direndi ama sonunda çok ihtiyaç duyduğu “kutup yıldızı”, Julie’nin onu reddetmesiyle kaybolunca Fisk’e sığınmaktan başka bir şey yapamadı. Fisk’in Julie’yi öldürtmesi başta anlamsız gelmiş olsa da Dex’in tıpış tıpış ona gitmesiyle bunu mantıklı buldum. Ama gelin görün ki sonunda Fisk’in düğününü mahveden tam da bu cinayet oldu. Sadece Poindexter’la ilgili aklıma takılan bir şey var. Psikoloğun depresif kişilik teşhisi koyduğu bir insan nasıl FBI ajanı olabilir? Bu kadarı gayet yeterli olmasına rağmen dizi buna da cevap verseydi kusursuz bir düşman hikayesi izleyecektik.

Kilisede Matt ile ilgilenen rahibe Maggie’nin sonunda Matt’in annesi çıkması beni şoka uğrattı. Bütün bu yakın ilişkinin sebebini Matt’in kilisede büyümüş olmasına bağlamıştım. Çizgi romanlarda annesinin adı Maggie değil de Margaret olarak geçtiği için bunun olabileceği aklımın ucundan geçmemişti. Ben de bu bilgiden en az Matt kadar etkilendim diyebilirim… Bununla beraber Matt’in tekrar o psikolojik haline dönmesinden çok korktum çünkü dizi 4. bölümünden sonra sürükleyiciliğini her bölüm korumuştu. Neyse ki bunu şaşırtıcı şekilde çabuk atlattı ve kilisedeki o mükemmel sahneye geldik. Karen kilisede saklanmaya başladığı an kanım donma derecesine yaklaştı. Çizgi romandaki meşhur karenin gerçekleşeceğini sandım ve her dakikayı diken üstünde izledim.

Burada yine uzun ve benim için gerilim dolu bir dövüş sekansı izledik. Maalesef bu sezondaki çoğu bire bir dövüşte olduğu gibi yine Matt yenik düştü. Bu biraz sinir bozucu olsa da Matt’in yaşadıklarıyla açıklanabilir. Ayrıca karşısında zırh giymiş bir adam varken kendisi kumaş kıyafetlerle dövüşüyor. Peder Paul’un öldüğü an yaşadığı öfke patlaması mükemmeldi ama bu bile yetemedi. Neyse ki Karen sahneye çıktı da Dex’i balkondan itebildi.

Biraz da Wilson Fisk’ten bahsedelim. İlk sezonda şehre dair sevgisi ve planları olan bir adamdı Fisk. Yaptığı bütün kötülükleri bir amaca yönelik yapıyordu. Nefret etsem de başarılı bir karakter olduğunu kabul edip ona kendince hak veriyordum. Geçen sezonun büyük bir bölümünde zaten yoktu. 3. sezonun kötüsünün Fisk olacağını biliyorduk fragmanlardan. Bu bende büyük bir heyecana sebep olmuştu çünkü Fisk’in zekası, acımasızlığı ve “gözüpek” olması onu mükemmel bir düşmana çeviriyordu. Ama gördüm ki yeni sezondaki amacı çok bayat: düşmanları devirip zirveye oturmak ve Vanessa’ya kavuşmak. Sonra? Sonrası yok, bu kadar. İlk sezondaki mantıklı planları ve geçmişine dayanan amaçları olan kötü adam yok artık. Bütün zekasını ve o ayrıntılı planları Matt’i, Karen’ı, Foggy’yi ve Daredevil’ı yıkmak için kullanıyor. Bunun sonundaki ödülü de Vanessa. Bu beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da acımasızlık seviyesi öyle yüksek bir adam ki yine de ilginç bir düşman olmayı başarmış. Hep bir adım önde olarak bizim ekibi her seferinde hayal kırıklığına uğrattı ve dirençlerini kırdı. Bir de Dex’i tetikçi olarak üstlerine salınca onlardan kurtulacağını sandı ama daha önce de dediğim gibi Julie’yi öldürerek aslında kendi kurduğu tuzağa düştü ve kaybetti.

Son dövüş sahnesi sinematografi açısından en iyisi olmasa da izlemesi en zevkli olanı. Hepsi birbirine düşman olan üç adam, birbirlerini öldüresiye dövüyorlar. Biri yıkıldığında diğer ikisi devam ediyor ve hiç durmayan bir aksiyon izliyorduk. Burada yine yukarıda bahsettiğim gibi Matt tek başına Dex’i deviremedi, Fisk’in onu resmen “kırmasına” kadar baya dayak yedi…

Dex yıkılınca ikilimiz sonunda baş başa kaldı. Bu kez Daredevil, yaptığı her şeyin acısını çıkarırcasına dövdü Fisk’i. Bu sahneleri izlemek çok rahatlatıcıydı. Hep bir adım önde olan adamın ağzını burnunu kırıyordu Matt.  Sonunda öldüreceğini sanıyordum çünkü hukukun Fisk’i zaptedemeyeceğini biliyordu, biliyordum. Yaşadığı çatışma sonucunda bir anlaşmayla, daha çok tehditle, onu öldürmekten vazgeçti. Öldürmesini istemekle beraber bundan pişman olacağını bildiğim için derin bir oh çektim o sahnede. Nadeem sayesinde Fisk’i içeri atmanın yolu bulunduğu için öldürseydi pişmanlık seviyesi daha da artacaktı.

3. sezonun tamamını bir buçuk günde izledim. Sonradan bölümleri açıp biraz karıştırdım ve bir ayrıntı farkettim. Matt ve Dex aslında birbirlerine çok benziyorlar. İkisi de ailelerini kaybetmiş. Toplumdan kendilerini soyutlamışlar; Matt kör, Dex psikopat olduğu için. Yine çocukluktan gelen agresiflik, sorunları şiddetle çözmeye çalışmaları. Son olarak, en önemlisi, ikisi de Dex’in seans kasetlerinde geçen “kutup yıldızı” olarak görebilecekleri birilerine ihtiyaç duyuyor. Dex uzun bir süre psikoloğunu öyle gördü, sonra Julie’yi, sonra da Wison Fisk’i. Matt içinse bu kişiler Peder Lantom, Stick ve Elektra oldu. Biraz da Foggy ve Karen belki. Bu benzerlik Stick ve Fisk için de söylenebilir aslında. İkisi de birinde yetenek gördüğünde onları geliştirip yol göstermeye eğilimli.

Dizide çizgi romanlara ve Marvel evrenine birçok gönderme var tabii ki. Bunlardan en belirgin ikisi: Spor salonundaki sahnede Parker vs Morales afişi ve son bölümde Karen’ın Jessica Jones’tan daha iyi bir araştırmacı olduğu söylenmesi.

Charlie Cox, geride bıraktığımız iki sezonda olduğu gibi yine döktürmüş. Matt Murdock’u başka bir aktörün oynadığını hayal bile edemiyorum. Özellikle Fisk’e “Seni yendim!” diye bağırdığı sahne inanılmazdı, defalarca izlenecek kadar. Elbette bu performansı bütün sezona yaymış. Benim için Deborah Ann Woll ile birlikte sezonun yıldızı oldular. Karen önceki sezonlarda biraz yapmacık geliyordu bana ama bu sezon çok oturaklı bir karakter olmuş. Kendisine özel “Karen” adlı 10. bölümde daha çok tanıdık onu. Elektra’yla ilgili olanları bir kenara bırakırsak dizideki en iyi flashback sahnesiydi. Umarım gelecek sezonlarda daha çok böyle flashbackler görürürüz.

Sonuçta sezon Matt ve ekibi için iyi bitti. Nelson, Murdock&Page başlıklı yepyeni bir sayfa açtılar. Daredevil’in adı da temize çıkmış oldu. Fisk konusunun gelecek sezonlarda tekrar açılacağını sanmıyorum ama Vanessa’nın Fisk’in işlerinin başına geçmesi ilginç olabilir. Çizgi romanlarda gördüğümüz kadarıyla o da gayet acımasız olabiliyor. Dex’in ameliyat sahnesinde kamera gözüne yaklaştığında Bullseye logosunu gördük ve böylece gelecek sezonun kötüsü kesinleşmiş oldu. Geçtiğimiz günlerde Iron Fist ve Luke Cage’in iptal olduğunu düşününce Daredevil’a yeni sezonun geleceğini ummaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.

İlgili Gönderiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close